|
13- Abdürrahmân Cevzî şöyle yazmışdır: Ebû Sa’îd-i Hudrî “radıyallahü anh” babasının, Ebû Mâlik bin Sinânın şöyle dediğini rivâyet etmişdir. Bir gün aramızdaki harbden dolayı, sulh için, Benî Abdüleşhel kabîlesine gitdim. Yehûdî Yûşa’ şöyle diyordu: Ahmed ismindeki Peygamberin Haremden (Mekkeden) zuhûr etme zemânı yaklaşdı. Halîfe bin Sa’lebe el-Eşhelî onunla alay ederek, o Peygamberin sıfatı nedir diye sordu. O da şöyle dedi: Ne kısa, ne de uzun boyludur. İki gözünde kırmızılık vardır. Yün hırka giyer, merkebe biner. Bu belde (Medîne şehri) hicret yeri olacakdır.
Ebû Mâlik bu sözlere hayret edip, bunları kavminden Ebû Hudriye
anlatdı. Kendilerinden bir kimse bu sözleri işitince, bunları sâdece
yehûdî Yûşa’ söylemiyor ki, Medînenin bütün yehûdîleri aynı şeyleri
söylüyorlar, dedi. Ebû Mâlik sözlerine devâmla şöyle anlatmışdır: Benî
Kurayzâ kabîlesine mensûb yehûdîlerin yanına gitdim. Onlar da
Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” zuhûr edeceği husûsunu
aralarında konuşuyorlar idi. Zübeyr bin Bâtâ şöyle diyordu: Yine kızıl
bir yıldız doğdu. Bu ancak bir peygamberin geleceğine işâret olarak
doğar. Peygamberlerden Ahmed adındaki peygamberden başka gelmeyen
kalmamışdır. Bu belde (Medîne) Onun hicret edeceği yerdir. Ebû Sa’îd
şöyle demişdir: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Medîneye
hicret edince, babam bu haberleri Resûlullaha “aleyhisselâm” anlatdı.
Bunları dinleyince, buyurdu ki: “Eğer Zübeyr, iki arkadaşı ve reîsleri müslimân olsalardı, bütün yehûdîler müslimân olurlardı.”
14- Abdürrahmân Cevzî şöyle yazmışdır: İbni Abbâs “radıyallahü anhümâ” şöyle anlatmışdır: Resûlullahın
“sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” gönderilmesinden önce yehûdîler,
Evs ve Hazrec kabîlelerine karşı yardım beklerlerdi. O peygamberin
gelme zemânı çok yakındır. Bizim intikâmımızı sizden alacakdır,
derlerdi. Allahü teâlâ Muhammed aleyhisselâma peygamberliğini
bildirince, yehûdîler kabûl etmediler ve sözlerini inkâr etdiler. Bunun
üzerine Mu’âz bin Cebel ve Beşîr bin Berâr “radıyallahü anhümâ”,
onlara; ey yehûdîler! Allahdan korkun, müslimân olun. Siz, bize
Hazret-i Muhammedin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” gelmesiyle
yardıma kavuşacağınızı söylerdiniz. O zemân biz müşrik idik. O
Peygamber yakında gelecek diyerek vasflarını sayıyordunuz dediler.
Yehûdîlerden Selâm bin Meşkek şöyle cevâb verdi: Bizim size vasf
etdiğimiz Peygamber o değildir. Bildiğimiz alâmetler onda yokdur. Bütün
bildikleri alâmetleri gördükleri hâlde inkâr etdiler. Bunun üzerine
Allahü teâlâ onlar hakkında [Bekara sûresi 89. cu âyetinde meâlen]
(Vaktâ ki, onlara Allahü teâlâ tarafından Tevrâtlarını, tevhîd,
nübüvvet ve haşrde tasdîk edici Kur’ân-ı kerîm geldi, kabûl etmediler
ve inanmadılar. Bununla berâber dahâ önce, Arab müşriklerine karşı
yehûdîler müşkîl durumda kaldıkları zemân: Tevrâtda açıklanan âhır
zemân peygamberi gelib bu müşrikler üzerine bize yardım edeydi, diye
düâ ederlerdi. İşte o Tevrâtda vasfını işitdikleri Peygamber gelince;
bu İsrâîl oğullarından değil, İsmâ’îl evlâdındandır, diye inkâr
etdiler. Artık Allahın la’neti o kâfirler üzerinedir) buyurmuşdur.
15- Abdürrahmân Cevzî yine şöyle yazmışdır: Katâde “radıyallahü anh” şöyle demişdir: Yehûdîler,
Hazret-i Muhammed “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ile müşrik
arablara karşı yardım beklerlerdi ve şöyle düâ ederlerdi: Yâ Rabbî!
Tevrâtda geleceğini ve vasflarını okuduğumuz ümmî peygamberi gönder.
Arab müşriklerini cezâlandırsın ve öldürsün. Muhammed aleyhisselâm
zuhûr edince, Onun yehûdîlerden olmadığını görerek hased etdiler ve
kabûl etmeyip, kâfir oldular.
Peygamberliğine müjde olan alametler yazı dizisi bitmiştir
K: ŞEVÂHİD-ÜN NÜBÜVVE
Peygamberlik Müjdeleri
Mevlânâ Abdürrahmân Câmî
Terceme eden:
Mahmûd bin Osmân Lâmiî Çelebî
|