Fezail.Net Faziletlere Aralanan Kapı

Metin Boyutu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Anasayfa arrow Tasavvufi arrow İsmailağa arrow Ümre'den tatlı bir anı
Ümre'den tatlı bir anı
Çarşamba, 25 Haziran 2008
 tavafumre.jpg                                                                                                                                                    Üç yıl önce idi....Başda Mahmud Efendi hazretlerimiz (ks) olmak üzre bir çok hoca efendinin,talebenin ve umum halkın da katıldığı bir ümre ziyareti düzenlenmiş bu vesile ile binlerce insanın Resulullah sav'i ve o mubarek kademinin bastığı turâbı görme fırsatı sağlanmıştı....
Bir öğlen vakti ve yer, güneşin hararetiyle olabildiğince kaynıyor lakin Allah aşkıyla yanan gönülleri  etkileyemiyordu zerre kadar bile...Cihanın her bir köşesinden gelen renkleri,dilleri,vasıfları farklı tüm insanlar sanki yılladır dostlardı.Zaten bu samimiyeti sağlayan İslamın kardeş anlayışı değil miydi?.Bunu ümrede bir kez daha ayne'l yakin anlamış oldum....
                   

Herkesle birlikde sıcağa aldırmadan Kabe-i Muazzama'yı tavaf eylerken bir ara yorulduğumu fark edip klimalı bir yere oturuverdim.Orada oturmakda olan bir hoca arkadaşımla hasbihal edince az da olsa biraz istirahat etmek üzre yola koyulduk. Otellerimizn ayrı olması dolayısıyla br yerden sonra yollarımız ayırmıştı.Ah ayırılmaz olaydı ama nasıb...
Hoca efendiden  günler sonra duyacağım,  bir hadise vaki' olmuştu:
Kabe'den ayrılıp otele doğru ilerlerken dışardaki avluda yerde uzanmakda olan bir delikanlıyla gözgöze gelir ve içinden "Resullah'ın o kıymetli müezzini Bilal-i Habeşi 'ye ne kadar da benziyor"diye geçiriverir.Ayağa kalkacak kadar tâkati bulunmayan o nur yuzlu delikanlı, bir anda Davud Hocam'ın cübbesinden tutar ve Arap lisanıyla hani ülkeden geldiğini ve nereye bağlı olduğunu soruverir.Hoca arkadaşımın verdiği cevablar karşısında aradığı insanı bulduğuna kanaat eden genç başlar ahvalini beyan eylemeye....
Delikanlı meğer Habeşistanlı olup,Bilal- ı Habeşi hazretlerinin soyundan gelen ve 5 yıldır da Mekke-i Mukerreme'de ilim tahsili gören biriymiş.Rüyasında dedesi Bilal-ı Habeşi hazretleri delikanlıya; bu sene ümreye bir zümre geleceğini, onları arayıp bulması gerektiğini üstadlarına da mürid olmasını tenbih eder.Rüyasının da etkisnde kalarak ümre ziyareti yapmak üzre geldiğini ancak asıl amacının o taifeyi bulmak olduğunu belirtir.Hoca efendi;" Kim bilir belki de ceddinizin bahsettiği o taife biz olsa gereğiz"diye söyleyiverir...
Delikanlı aradığını bulmuş olduğuna inandığından tez zamanda üstadını görmek istediğini söyler.Oysa hoca efendi  üstadımızın rahatsız olduğunu ve tavafa gelemeyeciğini duyduğu için otelin yolunu tutmuş idi .Adı Muhammed olan bu gençle konuşmaya devam ederken birden küçük bir çocuk yanlarına yaklaşacak ve Üstadımızın geleceğini birazdan da tavafın başlayacağını söyleyecekdi.Aynen öyle de olmuştu.Bende haberi yolda birilerinin koşuşturmasından farketmiş, hemen Kabe-i Muazzama'ya doğru koşmaya başlamıştım.
Bir anda binlerce Türk'ün tavafa başlıdığını fark eden Araplar her nekadar bizimle tavaf etmeyi isteseler de bunun mumkün olamayacağını anlamak da pek de geç kalmamışlardı.Mecburen tavafa ikinci kattan katılabilmişlerdi. O sırada haberi alan  Hoca efendi ve Muhammed tavafa katılmak üzre koşmaya başlamışlar ne hikmetse bir anda içeri girer girmez binlerce insanın arasında Üstadımızı tam karşılarında bulmuşlar kendilerini."Muhammed; aradığın ve rüyanda söylenen kişi, bu mudur?" diye sorunca Muhammed şöyle bir bakar ve avazının çıktığı kadar bağırmaya başlar:
"Allahu ekber,Vallahi ene raeytü haze. Vallahi eseluke haze-l şeyh.Haze halife-i Rasullah.... "
(Allah büyükdür.Allah'a yemin olsun ki rüyamda bu kişiyi görüyordum. Sana sorduğum efendi budur.Yine Allah'a yemin olsun ki bu kişi Resullah'ın halifesidir)

Zaten Fahr-i kainat efendimiz öyle buyurmuyor muydu?:
"Alimler peygamberlerin varisleridir."

Muhammed yaşadıklarının şakınlığı içindeyken,kendisinin müridi olmak istediğini belirtmek ve musafahalaşmak için yanına yaklaşıverir.O kadar kalabalığın arasından onu bulması, görmesi hatta musafahalaşması bir mucize olsa gerekdi ona göre..Muhammed'e yarın kendisiyle görüşebileceğini söylerler.Aldığı bu sevinçli haberle tavafa devam eden Muhammed'i, hoca efendi bir hafta sonra işrak vaktinde yine bir tavafda görüverir.Yorgun ve bitkin olduğunu görünce; "Haydi Muhammed,çok yorgun görünüyorsun biraz istirahat edelim.İstersen oteline git de biraz uyuyuver." deyiverir.
Bİr anda kaşları çatılan,yüz ifadesi olabildiğince değişen Muhammed:
"Uyumak mı,otel mi?.Benim odam olduğunu kim söyledi.Nolur  bana bir daha uykudan-otelden  bahsetme olur mu?" der, sonra da usulca yanına yalaşıp "Bilmezsin Hocam, aşığa uyku haramdır."...
Bu söz karşısında donuvermiştir sanki .Söylecek bir tek söz bile bulamamamıştı....
Yaşadıkların tesirinde kalarak otelin yolunu tutuveren hoca arkadaşım günler sonra da bu olayı bana anlatıverecekdi.

Benim derd-i derunum âşık-ı zâr olmayan bilmez
Mahabbet bir beladır ki kim giriftar olmayan bilmez.


(Not:Burada bahsedilen haram tabirinden kasıt fıkıhda geçen haram (yasak)tabiri olmayıp sözluk anlamlarından biri olan abes,yakışık olmayan manası kasdedilmiştir)  
Yorumlar (0)add
Yorum yaz.
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
azalt | arttır

security image
Görüntülenen karakterleri yazın


busy